25.07.2014

Sunî Yeşilçam

Fernandes'in ayağının içine bakıyorum. Sağ tarafa doğru. Sonra sola çeviriyorum kafamı. Skorbord artık işlevsiz. Zira dakikalar doksanı çoktan göstermiş. Dakika olmuş 90 artı küsür. Esselamü aleyküm ve rahmetullah diyip omuzlarımdaki iki meleği selamlar gibi hareketlerim ve gözlerim tekrardan, Fernandes'in ayağını görebileceği açıyı yakalayana dek sağa dönüyor. 2-1 geride Beşiktaş. Kaybetmek umrumda değil. Kaybetmekten korksam Beşiktaş'ı tutmazdım. Ama hak edenin kazanamadığı hikayeleri sevmiyorum. Hak eden kazanmasa da kaybetmesin istiyorum. "Hadi be Ferdi." diyorum elimdeki avucumdaki tüm umudu ses tellerime yüklüyor, iki dudağımın arasından bi gayret haykırıyorum. Tam o sırada sahaya giriliyor. Bir kişi değil bu boyu yiyen de. Beşiktaşlı da değil hem. Son şansını kullanmayacak mı Beşiktaşım? Kullanamayacak mı?

"O koşturan ayaklarınızı siksinler" diyorum, cümlenin öznesi olmaya bile tenezzül etmeden. O
Son düdük yok ortada, fakat oturuyorum 90 dakika boyu götümün yüzünü göstermediğim koltuğa. Ağladım ağlayacağım. Olmuyor işte. Bir şeyi hak ettiğini düşününce, elde edememek mideye kayalar tıkıyor. O şeyi, hak etmeyenin kazanması bir yana, o hak ettiğini düşündüğün şeyi almaya dair son kurşununu atmana da müsaade edilmeyince...

Sikerler..
Iyi değilim.

Her şey filmlerdeki gibi olmuyor.
Yine de:

5 yorum:

  1. Bloğunuzu takip ediyorum. Kendi bloguma da beklerim üye olursanız da sevinirim :) http://nediminhayalleri.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
  2. Çok edebi bir konu ve yazı olmuş bu :D

    YanıtlaSil
  3. Allaam ya gören de dünyanın sonu zannedecek :D
    Bu duygulu halinizi daha faydalı yerlerde kullansanız keşke erkekler olarak :D

    YanıtlaSil

söyle güzelim dinliyorum?